Çocuklarımızın hayata hazırlanmasında aile içinde verdiğimiz eğitim, arkadaş seçimleri ve okul tercihlerinin çok önemli etkileri olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Okul sadece derslerin öğrenildiği bir binadan ibaret değil. Okul, öğretmenleri, kendi eğitim sistemi, kültürel kodları, ders dışı müzik, spor, kültürel aktiviteleri ve arkadaş ilişkileri ile çocuklarımızı birçok açıdan kültürel olarak hayata hazırlayan en önemli aktör. Bu açıdan bakınca çocuklarımızın kişiliklerine uygun bir okul tercihi yapmak için herkes kendi imkanları dahilinde ve hayat görüşü çerçevesinde en iyi tercihi yapmaya çalışıyor.

Covid19 sonrası okulların tatil edilmesi ile senelerdir devam eden tercih yöntemlerine yeni bir kriter daha eklendi. Okulların uzaktan eğitim konusundaki yetkinliği.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın okulların devam etmeyeceğine karar vermesi ile tüm velilerin ve öğrencilerin kafasında yeni okul döneminin nasıl olacağı ve devam etmekte oldukları okulun altyapısının uzaktan eğitim için yeterli olup olmadığı sorularının oluştuğunu sosyal medya paylaşımlarından takip ediyoruz.

Corona etkisi ile Mart ayında okulların tatil olması ile geçen yaklaşık 10 haftalık dönemde özellikle ilkokul seviyesinde eğitimin online olarak devam etmesinin çocukların konsantrasyonu açısından çok büyük zorlukları olduğunu hep beraber gözlemledik. Her ne kadar orta okul ve lise seviyesinde eğitim öğrencilerin konsantrasyonu açısından daha az sıkıntılı devam etmiş olsa da, bu öğrenci grubu için de özellikle grup çalışmaları, deney, laboratuvar ortamı çalışmaları ve spor gibi konularda gelişim açısından sıkıntılı bir durum olduğu aşikar.

Altyapı konusu çözülse bile 6 ile 17 yaş grubu öğrencilerin okulda eğitim dışı arkadaşları, öğretmeleri ile olan ilişkileri ile kazandıkları sosyal davranış kodlarına yönelik gelişimleri, spor  ve özellikle takım sporlarının gelişimi kısaca toplum içinde yaşama kültürünü kazanma konusunda eksikler olacağı kaçınılmaz.

Ayrıca özel okulların kendilerine göre uyguladıkları uzaktan eğitim sistemleri velilerin kafasını karıştıryor. Çocuklar fiziksel olarak okula gittiklerinde saat 8 ile 15 arasında birçok farklı konuda eğitim alırken, online eğitim tarafında okuldan okula farklılık göstermekle beraber günde toplam sadece 2 veya 3 saat uzaktan eğitim olarak yapılan derslerin çocuklar için ne ölçüde yeterli olacağı konusunda velilerde ciddi endişeler oluşmuş durumda.

Bir grup bilim insanının Eylül ayında grip sezonunun başlayacak olması nedeniyle Covid19’da ikinci bir dalganın beklendiğini açıklaması ve bu riskin okulların açılacağı döneme denk geliyor olması, velilerin bu endişesini daha da artırıyor.

Veliler açısından durum böyle iken okullar ve okul sahipleri açısından durumu merak ettim. Bu konuda görüşlerini almak için genç yaşına rağmen Nişantaşı Üniversitesi’ni ağabeyi ile kurduktan sonra eğitim konusunda kendi yolunda ilerlemeye karar vermiş, sektörün yeniliklerini yakından takip eden eğitimci, Tedx konuşmalarında tanışıp arkadaşlığımızı ilerlettiğimiz Biltes Kolejlerinin kurucusu Can Uysal’ın düşüncelerini sizlerle paylaşıyorum.

Tunç Berkman (TB): Can merhaba zamanın için teşekkür ederim.  Türkiye’de birçok sektör Covid19 etkisine hazırlıksız yakalandı. Senin bir eğitimci olarak bu konuda değerlendirmen nasıl?

Can Uysal (CU)

Değerli Ağabeyim, öncelikle seninle bu keyif dolu sohbeti yaptığımız için çok mutlu olduğumu ifade etmek isterim. Her hafta Tunç Ağabeyim ne yazdı acaba diye merak ederken bu satırlara konuk olmak benim için çok kıymetli.

İçinde bulunduğumuz Covid 19 süreci senin de bildiğin gibi hijyen temasını olabildiğince ön plana çıkardı. Yüz yüze ortamlardan ziyade bizleri dijitale yaklaştırdı. Olayın eğitim boyutunda ise online taraf için corona virüsün ciddi bir katalizör etki oluşturduğunu net şekilde görmekteyiz.

Teknoloji severlerin bu eğitim modeli ile buluşması 20 yıldan fazladır devam eden bir süreç. Bu süreç poscast arşivlerle son derece basit bir şekilde başlarken; dünya yeni medya sistemleriyle inanılmaz grafiklerin, animasyonların ve ciddi yapay zeka alt konfigürasyonlarının sistemlere entegre hale gelmesi ile bambaşka bir hal aldı.

Ülkeden ülkeye oldukça büyük farklılıklar göstermekte olan dijital eğitim yaklaşımlarını birlikte biraz ele alalım isterim. Şahsınızın ABD üniversiteleri ile yapmış olduğunuz eğitimlerden de bildiğiniz gibi online gerek senkron gerek asenkron teknolojilerde ABD “Ivy League” üniversiteleri başı çekmekte. Bu 8 önemli üniversite ve onları takiben yarış içinde olanla hem kendi öğrencilerine hem de dünyaya açtıkları online programlarla bilgi kaynağı platformları oluşturmaktalar. Bu hem bilgiye olan erişimi hem de insanın kişisel gelişimine olan katkısını oldukça geliştirmekte. Yaklaşımları ve uygulamaları ile insanlığa müthiş eğitimlerle değer katmaktalar.

Bu önemli başarının altında bir sır var: Kendini yenileme ihtiyacı duyan ve bilişim teknolojilerine aşina hocalar. Uzun zamandır uzaktan eğitim modellerini uluslararası anlamda karşılaştıran ve yoğun şekilde inceleyen biri olarak bu sonuca ulaştığımı net şekilde ifade edebilirim.

TB : Amerika söylediğin gibi bu konuda çok ileri ancak onunla bir karşılaştırmaya gidersen senin de yuva açarak girdiğin İngiltere Pazarı ile Amerika’yı karşılaştırsan ne gibi farklılıklardan bahsedebilirsin?

CU : Düşündüğün gibi İngiltere-Amerika kıyaslaması iyi bir örnek olacaktır. İki ülke de Anglosakson kültürün yoğun hüküm sürdüğü ülkelerdir. Buradaki fark açık şekilde İngiliz üniversitelerinin daha tutucu yaklaşımlara sahip olmasıdır. Üniversite hocalarının “hangi teknoloji ile değil, nasıl anlattığım önemli” yaklaşımları ve egosal tarzları dikkat çekmektedir. Amerika’da üniversiteler çok daha önce online eğitime geçmiş; araştırma ve takım çalışmasına uygun alt yapıları kurmuşlardır. Burada önemli olan sadece alt yapıyı kurmak değildir. Önemli olan bu dijital altyapı üstünden eğitim verebilecek sistemin gerekliliklerine uygun yaklaşım ve eğitim tarzını önce öğretmenleri eğiterek başlamaktır. Öğretmenlerin bu tarz uzaktan ve online eğitim verirken öğrencilerin psikolojilerini ve öğrenme eğilimlerini anlaması için bu konuda bu mecranın dinamiklerine yönelik bir eğitimden geçmesi şarttır. Amerika üniversite seviyesinde öncü konumda olmakla beraber İngiltere son 5 yıldır bu konuda çok ciddi yatırım yapmaktadır. Ancak Lise, Ortaokul ve İlkokul seviyesi için bu ülkelerde bizden teknolojik alt yapı olarak belki biraz daha hazır olsalar da öğretmenlerin hazırlık durumu açısından aynen bizim gibi hazırlıksız yakalandıklarını düşünüyorum.

TB : Hazırlıksız yakalanmış olmamıza rağmen kısa zaman içinde alınan aksiyonları hem MEB tarafından hem de özel okullar açısından nasıl değerlendirirsin?

CU : Türkiye özelinde ise 2 hafta gibi kısa bir sürede 3 farklı TV  kanalı kurmak ve ilkokul-ortaokul-lise müfredatlarını kırsala ulaştırmak gerçekten ulaşılması güç bir başarıdır. EBA uzaktan eğitim platformu ve TV kanalları ile dünyada en yaygın ilk 5 eğitim ağından biri haline gelmiştir. Bu beşliden benim en çok dikkatimi çeken örnek ise dijitali devlet sistemlerinin %88’inde başarı ile kullanmakta olan Estonya’dır. Dijitali hem eğitimde hem de günlük hayatta (özellikle kripto para uygulamalarında) devlet bazlı ilk kullanan ülke konumundalar. Toplumun dijital farklılığını nasıl geliştirdikleri önemle incelenmelidir.

Biraz da Türkiye’nin avantajlarına dikkat çekmemiz gerektiğine inanıyorum. Öncelikle diğer dünya ülkelerine göre oldukça genç bir nüfusa sahibiz. Bence en az bunun kadar önemli bir faktör de ‘’TEKNOLOJİ SEVER’’ bir halka sahip olmamız. Yeni bilişim uygulamalarını kullanma hızımız dünyanın önde gelen firmaları tarafından net şekilde ifade edilmekte.

Geliştirmemiz gereken en önemli hususun ise dijitale olan motivasyonumuzu sürekli hale getirmek ve okul müfredatlarımızı dijitalleştirmek olduğunu düşünüyorum.

Bu bağlamda okul öncesi eğitim ile başlayan ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimde müfredatların dijitalleşmesi en önemli unsur olmalı. Biraz açmak gerekirse yetkililerin tüm müfredatları yeni nesil öğrencilerin ilgisini daha çok çekebilmek ve öğrenimi daha etkinleştirmek üzerine konsantre olmaları gerekli. Bunun için en değerli yöntemin dijital oyunlaştırma yöntemi olduğunu düşünüyorum. Bu yöntem ve sınıf içi IOT (nesnelerin interneti) materyalleri ve uygulamaları ile eşleştirilirse muasır medeniyet seviyesi önce yakalanır ve sonrasında ülkemizin potansiyeli ile bu seviye aşılarak lider ülke olunabilir. Şahsen bunu yapabilecek değerli insan kaynağına ve altyapıya sahip olduğumuzu düşünüyorum. Bunun için, senin de belirtiğin gibi bu değerlere ilişkin olarak öğretmenlerimizin hem oyunlaştırma ile eğitim konusunda hem de dijital platformların eğitim yöntemleri konusunda yeni bir pandemiye gerek kalmadan bir an önce eğitilmeye başlamaları çok faydalı olacaktır.

Sevgili Can Uysal’a değerli görüşleri ile katkıları için teşekkür ederim. Teknoloji bir araç ve esas olan hangi alanda olursa olsun bu araçtan en iyi şekilde nasıl faydalanabileceğimizi öğrenmek. Nasıl en fazla verimi alabileceğimizi bilmeden en hızlı arabaya sahip olmak onu en iyi ve en hızlı şekilde kullanmak için yeterli olmuyorsa en iyi alt yapıya sahip olmak da bu altyapının inceliklerini ve dinamiklerini bilmeden yeteri kadar verimli olamıyor.

Bu konuda bugüne kadar incelediğim örnek arasından en ilginç bulduğum Khan Akademi. Khan Akademi’nin misyonu endüstri devrimi ile birlikte eğitimin herkese ulaştırılması mantığından başlamış. Takip eden dönemde  bu yaklaşımın yetersiz olduğu, herkesin farklı yeteneklere sahip olduğu ve uzaktan eğitim bile olsa amacın bu yetkinliklerin ortaya çıkarılması olduğu söylemi ile 6 yaş ile 16 yaş grubu arasında öğrenciler için bir laboratuvar ortamı yaratılmış. Bu akademinin mezunlarının karnelerinde notlar yerine sporda yetkinlikleri, matematik ve geometri denklemlerini kullanarak yaratıkları projeler, resimde çizdikleri, sosyal konularda yazdıkları en iyi araştırma makalesi vb. unsurlar değerlendirme kriterleri olacak.

Özetle, gelecek neslin bizi ileriye taşımasını bekliyorsak onlara merakı, hata yapma cesaretini, yeni bilgileri öğrenip bunlardan yaratıcı fikirler geliştirmeyi öğretmeli; yetkinliklerini ve zevklerini anlayıp bu alanlarda kendilerini geliştirmelerini desteklemeliyiz. Bunu uzaktan eğitim ile yapacaksak bile ezberci, ödev yapmak için çalıştıran, not alma üzerine kurulu sistemlerin artık çağın hızını yakalamakta zorlanacağını öngörerek kendi yapımıza ve ihtiyaçlarımıza uygun eğitim sistemleri ve modellerini adapte etmeliyiz. Kod geliştirme ve yazılım konusunda yatkınlığı olan çocuklarımıza bu alanlarda özel fırsatlar yaratmalı; ancak herkesin kod yazan bir birey olması gerekmediğinin farkındalığında olarak bir plan yapmalıyız. Uzaktan eğitim teknolojisine sahip olmanın tek başına bir anlamı olmadığı, teknolojinin bir amaç değil araç olduğu bilinci ile hareket ederek gelecek yüzyıla hazırlanmalıyız.

Tunç M. Berkman
CMO & Partner